YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Turları
22 Nisan 2017 tarihinde eklendi

Türkiye’de Gazete Fotoğrafçılığı ve Çanakkale Siperleri

9 Ocak 1916 tarihinde düşman Gelibolu Yarımadası’nı tahliye ettikten bir süre sonra uluslararası kamuoyunda Türklerin burada bulunan düşman askerlerine ait mezarlara zarar verdiği ve onları tahrip ettiği haberleri yayılmaya başladı. Bu haberlerin gerçek dışı olduğunu dünya kamuoyuna göstermek üzere Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Çanakkale’ye bir fotoğrafçının gönderilmesi ve yabancı mezarlıkların fotoğraflarının çekilmesine karar verildi. O sırada bölgenin komutanı Yakup Şevki Paşa’ydı. Burhan Felek de İstanbul’da Karargâh Umumî fotoğrafçısıydı. Hâlâ askerdi ve silâhsızlara yedek subaylık hakkı henüz verilmemişti. Burhan Bey, ikinci şubeye bağlıydı. Onu Karargâh Umumî’ye çağırarak Çanakkale’de düşman mezarlarının fotoğrafını çekeceksin” emrini verdiler. O da;  “Efendim, benim daha tahliye sırasında çekilmiş mezar fotoğraflarım var” deyince; “Papalık bu mezarlara lâyık olduğu hürmetin gösterilmediğini düşman memleketlerin şikâyeti üzerine bize söyledi ve kendisi fotoğrafçı göndermek istedi. Biz de onun yerine seni gönderiyoruz. Git, fotoğrafları çek, gel, başka şeye de burnunu sokma dediler.

Burhan Bey;Başüstünediyerek 15 x 10 büyüklüğünde refleks kocaman Ernman marka fotoğraf makinesini alarak kara yoluyla Gelibolu’ya, Gelibolu’dan da römorkörle Gelibolu Yarımadası’nın askeri iskelesi olan Akbaş İskelesine geldi. Mevsim, Sonbahardı. Bu cephede meşhur tabiye hocasıen aksi ve sertkomutanlardan Yakup Şevki Paşa vardı. Yakup Şevki Paşa’dan herkes korkuyordu. Bu sırada Ordunun Kurmay Başkanı Şefik Bey’di. Şefik Bey, Yakup Şevki Paşa’nın sertliğine ve daha kötüsü kabalığına dayanamayarak, görevinden istifa ederek İstanbul’a dönmüş, yerine İkinci Şube Müdürü Binbaşı Burhanettin Bey’i bırakmıştı. Gazeteci ve fotoğrafçı Burhan Bey, Çanakkale Karargâhına geldiği zaman burası adeta bir mezarlık sükûneti içindeydi. 1915 yılında ilk kez gittiğinde günde üç dört defa denizden bombardıman edilen bu yerler, gerçekten bir mezarlık sükûtu içindeydi. Karargâh, Burhan Beyi hemen fotoğraflarını çekeceği siperlere gönderdi. Yanındaki fotoğraf makinesini ve malzemelerini taşıyabilmesi için ona iki atlı bir yük arabası tahsis ettiler. İçine, bol ot doldurdular. Bir de, Tatar asıllı yedek subay verdiler. Tatar asıllı yedek subay da çok sert ve merhametsiz bir subaydı. Arabacı askeri lüzumlu lüzumsuz dövüyordu. Burhan Bey, kendisine müdahale etmek istese de Tatar asıllı yedek subay Bunlara merhamet yaramaz diyordu. Yine bir gün bir hiç yüzünden arabacının ensesine elindeki değnek kamçıyla vurunca; arabacı askerin dişleri kilitlendi ve yere düştü. Burhan Bey ölecek diye çok korktu. Askerin yüzüne su döktüler. O sırada Tatar yedek subay, dişleri kilitlenen askere su içirmek için, kilitlenmiş dişlerini kendi kasaturasıyla açmaya çalışıyordu. At arabası eski siperlerin derin yollarını yavaş yavaş takip ederek Kirte sırtlarına yakın bir yerinde bulunan adeta cetvelle çizilmiş çok düzenli, geniş bir mezarlığa ulaştı. Mezarlıkta binlerce haç vardı ve üzerlerinde, Çanakkale Savaşları’nda kahramanca öldüğüne dair yazılar bulunuyordu. Burhan Bey, mezarlığı görünce çok şaşırdı. Bunlar, sonradan yapılmış mezarlıklardı ve harp sahasındaki mezarlıkların da başka türlü olmasına imkân yoktu. Buna benzeyen bir mezarlık da, Haydarpaşa Hastanesi’nin arkasındaki İngiliz mezarlığıydı. Burası da, Kırım Savaşı sırasında yaralanıp burada ölen İngilizlerin mezarlarıydı. Burhan Bey fotoğrafları çekti. O zaman bugünkü 35 mm’lik makinelerden eser yoktu. En küçük makine, 6 x 4.5 idi. Bu da o devre göre, pratik değildi. O nedenle çekilen fotoğrafların sayısı, taşıyabileceğiniz azamî altı adet çift taraflı şasilerin alabildiği on iki camla sınırlıydı. Daha fazlası için şasileri boşaltıp yerine yeni camlar koymak için karanlık odaya ihtiyaç vardı. Bunun da Çanakkale Cephesi’nde bulunması mümkün değildi. Burhan Bey toplam on iki fotoğrafı çekti ve dolu şasileri, büyük fotoğraf çantasının içine yerleştirdi ve karargâhın yolu tuttu. Burhan Bey, İstanbul’a dönüşünü, deniz yoluyla yapacaktı. Yolculuğu, Marmara’da işleyen ve Gelibolu - Lâpseki - Çardak-Karabiga-Tekirdağ gibi iskelelere uğraya uğraya İstanbul’a gelen vapurla olacaktı. Burhan Bey, Yakup Şevki Paşa’nın karargâhına geldiği zaman, vapuru beklemesi söylendi ve mecburen karargâhta misafir kalmak zorunda kaldı. Bu misafirlik sırasında Yakup Şevki Paşa’nın çok acayip huyları olduğunu öğrendi. Paşa gece, subay odalarının kapılarını dinletip neler konuştuklarını kontrol ederdi. Paşa, yemeklere gelmezdi. Burhan Beye göre yemekler fena değildi. Bütün savaş boyunca görev yaptığı veya misafir olarak bulunduğu kıtalardaki yemekler, çok iyiydi. Merhum Levazım Reisi İsmail Hakkı Paşa, belki halkı gıdasız bırakmıştı, ama askeri asla aç bırakmamıştı.

Bir gün Yakup Şevki Paşa Burhan Bey’e haber gönderdi. Karargâh subaylarının toplu halde fotoğrafını çekmesini emretti. Ama bu imkansızdı. Çünkü elinde boş cam yoktu. Ama işi idare etmek lâzım geliyordu. Burhan Bey, fotoğraf çekilmiş dolu şasilerle, karargâh heyetinin karşısına çıktı. Fotoğraf, ağaçlıklı güzel bir yerde çekiliyordu. Paşa, açık gri pelerini sırtında, diğer subaylardan bir adım önde, öteki subaylar arkada, poz verdiler. Burhan Bey, dolu şasileri açıp kapayarak ve fotoğraf çekiyormuş gibi hareket ederek, güya fotoğraflarını çekti. Poz verme sırasında Yakup Şevki Paşa, karargâh subaylarının yerlerini belirlerken, kurmay başkanvekili Binbaşı Burhanettin Bey’e; “Gel bakalım, şöyle yamacıma yanaş bücür diye hitap etmişti. Buna fotoğrafçı Buhan Felek çok şaşırmıştı ve boylu poslu olan Yakup Şevki Paşa’nın kısa boylu olan kurmay başkanını diğer subaylarının yanında bücür diye hitap etmesi hiç de yakışık alacak bir davranış değildi. Burhan Felek’in artık işi kalmamıştı. Akbaş İskelesi’nden Gelibolu’ya römorkör ile geldi ve oradan da kıçtan bacalı İnebolu adındaki küçük vapura bindi. Hava lodos, tekne küçük, yol uzundu. Kıç kamaralardaki altlı üstlü ranzalarda yatan yolcuları deniz tuttu. Bu kamaranın bir kahvecisi vardı. Kısık sesli, orta yaşlı bir adamdı. Durmadan Yemen’de, Tehame çöllerindeki askerliğini anlatıp duruyordu.Lodosun etkisiyle sallanan vapur yolcuları, Allah ne verdiyse, hepsini önlerindeki çinko kaba çıkarırlarken, sert bir şeylerin ağızlardan çinkoya düştüğünü çıkardıkları sesten fark eden Burhan Bey, vapurun kahvecisine Yahu!... Bunların dişleri mi düşüyor? diye sorduğunda aldığı cevap oldukça ilginçti. Kahveci gülerek; Bey, sen bilmezsin. Bunlar, tok tutsun diye zeytini çekirdeğiyle yerler. Çıkanlar, zeytin çekirdekleridir” dedi. Burhan Bey’in Çanakkale Savaş alanlarından dönüşü gerçekten çok acıklı oldu. Vapurun kirlenmedik yeri kalmadı. İstanbul’a yirmi dört saatte gelebildi. Bütün yolcuların çıkışını bekledikten sonra eşyalarını alıp Galata Rıhtımına çıkarken, gözlüklü ve şivesinden Giritli olduğu anlaşılan bir polis komiseri, Burhan Bey’e adını sordu. İsmini söyledikten sonra komiser kendisini takip etmesini istedi. Polis Burhan Bey’i tutukladı. Asker olduğu için polisin kendisini tutuklayamayacağını söylese de Burhan Bey polisin elindeki tutuklama emrine karşı bir şey yapamadı ve Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’ne gönderildi. Üsküdar’da Paşakapısı Cezaevi Müdürü olan İsmail Hakkı Bey’e neler olduğunu sorduğunda İsmail Hakkı Bey, “Aman kardeşim. Senin için, gelir gelmez elindeki fotoğrafları alın, diye emir verdiler dedi. Bunun üzerine Burhan Felek fotoğraf şasilerini İsmail Hakkı Bey’e vermek durumunda kaldı. İsmail Hakkı Bey, halden anlayan bir insandı ve Burhan Felek’e; Bırak Allah aşkına!.. Ben senin yanına bir memur vereyim de, sen bunları kendin karargâha götürdedi. Burhan Felek, İsmail Hakkı Bey’in yanına refakatçi olarak verdiği bir sivil memurla bir elinde bavulu, diğer elinde fotoğraf makinesi olduğu halde, Galata’dan Beyazıt’taki Harbiye Nezareti binasına yaya olarak gönderdi. Harbiye Nezareti’nde Burhan Felek’in birinci âmiri olan Yüzbaşı İzzet Bey’e olan biteni anlattı. İzzet Bey, Amaaaan bıktım vallahi!.. Ne istiyorlar bu adamlar senden? Kısm-ı Siyasî telefon etmiş, çektiği fotoğrafları başkalarına verebilir, karaya çıkar çıkmaz elinden alın demiş. Sen aldırma, al fotoğrafları, banyo et, kâğıda bas, bana getirdedi. Burhan Felek de öyle yaptı ve Türkler tarafından çekilen Gelibolu’daki ilk yabancı mezarlıklara ait fotoğraflar Türklere yönelik yabancı mezarlıkları tahrip ediyorlar propagandasını boşa çıkardı. Ama eziyetini Burhan Felek çekti. Bu azizliği Burhan Felek’e yapan Yakup Şevki Paşa ile Siyasi Polis Müdürü Tevfik Hadi Bey yapmıştı. Tevfik Hadi Bey, daha sonra Kütahya Valisi oldu ve Burhan Felek’le çok iyi dost oldular.  Burhan Felek, Çanakkale Savaşları’ndan geri kalanları görüntüleyerek Türkiye’de gazete fotoğrafçılığının öncüsü oldu. 

831 kez okundu
site ekle