YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Turkcell Gelibolu Maratonu - 1 Ekim 2017
17 Kasım 2015 tarihinde eklendi

Namık Kemal Sürgüne Giderken Önce Çanakkale’de Hapsedildi

En önemli Türk gazetecilerinden biri olan ve Türk kültürüne büyük hizmetleri dokunan Ahmet Mithat Efendi (1844- 1912), 1877 yılına kadar hayatını “Menfa” adı altında kaleme aldı. Ahmet Mithat Efendi’nin yazdığı hatıratı maalesef yarıda kesildi ve tamamı yayınlanamadı. Ahmet Mithat Efendi bu eserinde Namık Kemal ve arkadaşlarının sürgüne gönderilmesinden de söz etti ve belki de bu konuda en ayrıntılı bilgilerin günümüze kadar gelmesini sağladı. 

Namık Kemal, Yeni Osmanlılar Cemiyeti içerisinde yer alıyor ve bir taraftan da “İbret” gazetesinde hükümet aleyhinde makaleler yazıyordu. Tam bu sırada onun sürgüne gönderilmesine en büyük sebep olan “Vatan Yahut Silistre” adlı milli bir piyes yazması oldu.

1 Nisan 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosunda oynanan piyes, halk tarafından büyük bir heyecanla karşılandı. Tezahürden korkan hükümet, Namık Kemal’i cezalandırmak için bahane arıyordu. O sırada “İbret” gazetesinde Ahmet Mithat Efendi’nin bir makalesinde yer verdiği “Milleti Metbua” tâbirini bahane ederek İbret gazetesini kapattı.  Namık Kemal ve arkadaşlarını “muzır neşriyatta bulunmak” bahanesiyle sürgüne gönderdi. Namık Kemal Magosa’ya, Ahmet Mithat Efendi ile Ebüzziya Tevfik Rodos’a, Nuri ve Hakkı beyler de Akkâ’ya gönderildi.

Ahmet Mithat Efendi, sürgün olayının sebebini ve sürgüne gönderilmelerini hatıratında şöyle dile getirmektedir:

“Biraderim Cevdet’le atlara rakip olarak Gedikpaşa Tiyatrosu’na geldik, sahnenin sol tarafındaki birinci locaya girdik, oturduk. Tiyatro haylice kalabalık olduğundan biraz vaktimizi hüzzarın temaşası ile geçirdikten sonra, tam perde açılmaya başlamıştı ki, bizim locanın dahi kapısı açılıp içeriye bir polis girdi. Ahmet Mithat Efendinin kim olduğunu sordu. Ben kendimi takdim eylediğim zaman:

-Buyurunuz, sizi zaptiye müşiri istiyor.

Demesin mi? O zaman zaptiye müşirinin kim olduğunu hatırlamıyordum. Tevkifim gibi bir şeye ihtimal vermiyordum. Zannediyordum ki, zaptiye müşiri hazretleri tiyatrodadırlar da beni görmek istiyorlar. Zira tiyatroda böyle büyük zatlar tarafından bâzı kere davet edilerek nâili iltifat olduğum vakiydi. Bu fikirle müşir paşa hazretlerinin hangi locada olduklarını sordum. Polis:

-Kendisi bâbı zaptiyededir.

Diyince zihnim bozuldu. Bunda mutlaka bir fenalık olacağını hissettim. Zira gece saat dörtte bir adamı bâbı zaptiyeye beyhude olarak davet etmeyecekleri malûmdur.

Ahmet Mithat Efendi, suçunun ne olduğunu bilmemekle beraber kadere rıza göstererek tiyatrodan çıktı. Polisin yanına bellerinde tabancalarıyla birkaç polis ve zaptiye de katıldı. Yolda polislerin kendisini sabahtan beri aradıklarını da öğrendi. Ahmet Mithat hatıralarına şöyle devam ediyor:

“Elhasıl bizi doğruca bâbı zaptiyeye götürüp zabıta memurunun karşısına, çıkardılar. Benim Ahmet Mithat olduğum haber verildikte, zabıta memuru:

-Tamam! Götürünüz efendiyi hapishane-i umumiye, misafir etsinler! Dedi.

Ben bu emre şaşmadım. Zira böyle saat üçte babı zaptiyeye götürülen bir adamın meskeni hapishaneyi umumî olacağım hesap edebilmiştim. Şaştığım şey evvelki söze göre bu emri zaptiye müşirinin vermesi lâzım gelirken onu görmüş olmamdı. Bâbı zaptiyeden kalkıp gene o polislerle beraber hapishane-i kebire geldik, kapıyı vurup ömrümde ilk defa olarak girdiğim yerde acı acı düdük seslerini de duyunca bana bayağı bir ürküntü geldi. Kendimi yılanlı bir yerde zammettim. Beni kanlıların katillerin oldukları yerlere götürecekler sandım... Fakat yanılmışımı, hapishane idaresine memur olan müdürlerle zabitlerin dairesine götürdüler. Oraya varıp büyük bir odaya girdiğimde Ebüzziya Tevfik Beyi gördüm, onu görünce zihnimde hesap eylediğim dehşetler külliyen zail oldu. Şetaretli bir suretle selâm verdim. Gerek zabitler, gerek Tevfik Bey gene şetaretle selâmımı iade ettiler. Ahvali sordum. Yalnız beni ve Tevfik Beyi değil Kemal ve Nuri Beyi de tevkif etmiş olduklarım ve hatta Hakkı Efendi (Bilâhare valiliklerde bulunmuş olan Berekâtzade İsmail Hakkı Bey merhum) isminde talebeden pek genç bir çocuk ki, yazı öğrenmek için beş on günden beri Kemal Beye intisab eylemişti, onu dahi aramakta olduklarım söylediler…

“O gece hapishane memurlarının ikram ettiği yatakta yatan Ahmet Mithat Efendi, tevkiflerinin sebebini kendi kendine araştırdı, türlü ihtimaller üzerinde durdu, fakat bir sonuca varamadı. Ertesi günü arkadaşları ile konuşacak ve sebebini onlardan soracaktı. Ancak sabah olduğu zaman zabitler ne tutuklama sebebini bildirdiler, ne de ifadesine başvurdular. Böylece iki gün geçti.

Ahmet Mithat Efendi olayın bundan sonrasını şöyle anlatır:

“Haber verdikleri nefye hangi taraftan ve ne suretle gideceğimizi anlamak istiyormuşum gibi etrafı gözlemlemeye başladım. Bu aralık bizi odamızın önündeki salona çıkardılar, diğer arkadaşlarımız ile orada görüştük… Meğer derhal İstanbul’dan uzaklaştırılmamız için padişah iradesi çıkmış. Hatta özel bir vapurla sürgüne gönderilmemiz için çıkan karara rağmen hazırda vapur olmadığı için bizi İskenderiye’ye doğru gidecek olan Mısır vapuruna bindirmeye karar vermişler. Sirkeci iskelesine kadar indik. Yanımızda seyirci olarak birkaç yüz kişi vardı. Bunun birkaç misli de iskelede bekliyordu. Arada, birkaç dost çehresi gördüm ki, ölü benzi gibi sapsarı kesilmişlerdi.”

Namık Kemal ve arkadaşları, kendilerini uğurlamaya gelenlere veda ettikten sonra bir sandal ile Mısır vapuruna geldiler. İkinci sandalda muhafazalarına memur zabitler vardı. Namık Kemal ve arkadaşları hâlâ niçin ve nereye gönderildiklerini bilmiyorlardı. Ahmet Mithat Efendi hatıratında bu anı şöyle anlatıyor:

“Sarayburnu’ nu döndükten sonra, sevkimize memur olan zabıtanın en büyüğü olup o zaman binbaşı rütbesinde bulunan Bahri Bey, Ebüzziya Tevfik Bey’le benim Rodos’a, Nuri Beyle Hakkı Efendi’nin Akkâ’ya, Namık Kemal Bey’in de Kıbrıs’a gsürgün edildiğini söyledi. Oralarda ne kadar ikamet edeceğimizi sorduk, cidden bilmediğini söyledi. Derken kabahatimizi de sorduk. Resmen kabahatimiz “gazetecilik” ve “neşriyatı muzırrada bulunmak” değil mi imiş?! İşte beni hiddet, yeis, merak ve sair bu makule şeylerin bini birden o zaman yakaladı. Ben “Bedir” gazetesinin tatilinden beri gazeteci değildim. Boğos Beyin riyaseti altında teşekkül etmiş olan İdare-i Aziziye Kumpanyası’na üç bin kuruş maaş ile tercüman olmuştum. Şu halde gazeteciler sürgün ediliyorsa benim ne suçum olabilir? Neşriyatı muzırrada bulunmak bahsine gelince; ben ruhsatsız kitap basmadım. Neşriyatım muzır değil müfit olduğu için Maarif Nezareti Celilesi bana yalnız ruhsat vermiş olmakla kalmayıp hatta bazı eserlerim için ödül bile vermişti. Binaenaleyh kendimi filhakika pek boş yere gittiğimi anladım ise de artık iş işten geçtiği gibi dört adama beşinci olmaktan kaçınmak dahi böyle bir acı zamanında rüfekayı bütün bütün zehirleyeceğinden hiç renk vermedim. Çünkü rüfekamn hiçbirinde fütur yoktu. Zaptiye Nezareti bizim için lütfen ikinci kamaradan bilet çıkarmış olduğu cihetle yedik içtik, hatta gecenin letafetinden istifade etmek üzere yemekten sonra güverteye dahi çıktık.”

Ertesi sabah Çanakkale’ye gelen Namık Kemal ve arkadaşları Mısır vapurundan çıkarılarak karakol bekleyen “Pesendide” adlı bir beylik gemiye götürülüp orada hapsedildiler. Namık Kemal ve arkadaşlarının Çanakkale’de hapsedildiği “Pesendide” gemisi 1845-1847 yıllarında Tersane-i Âmire’de yapılmıştı. Bu sırada “Pesendide” gemisinden  başka Mecidiye, Taif, Eser-i Nüzhet, Feyz-i Bari ve Saik-i Şadi gemileri de inşa edilmişti. Bu gemilerin tekneleri ahşap olmakla birlikte savaş amacıyla inşa edilmiş olan buharlı gemilerdi. Namık Kemal ve arkadaşlarının Çanakkale’de tutuklu kaldıkları Pesendide gemisinde subaylar kendilerine iyi davrandılar ve yakın ilgi gösterdiler. Onlarla âdeta, hem dost oldular, hem de onları teselli etmeye çalıştılar. Bu gemideyken zabitlerin birinden Veliaht Şehzade Sultan Beşinci Murat’ı tahta çıkarmak için gizli çalışmalar yaptıkları için tutuklandıklarını öğrendiler. 

Namık Kemal ve arkadaşları Çanakkale’de “Pesendide” karakol gemisinde dört gün tutuklu kaldılar. Sonra kendilerini sürgüne götürecek olan “Hanya” vapuruna bindiler. Fırtınalı bir havada birkaç defa ölüm tehlikesi geçirerek nihayet Rodos’a geldiler. Vapur Rodos limanına girdi. Ahmet Mithat Efendi ve Ebuzziya Tevfik Bey Namık Kemal ve diğer sürgüne gönderilen arkadaşlarına veda ettiler.

Namık Kemal ise, Kıbrıs Magosa’da arkadaşlarına veda etti ve sürgün hayatı başladı. Namık Kemal’in Magosa’daki sürgün hayatı otuz sekiz ay sürdü. Burada sıtmaya yakalandı. Sultan Abdülaziz’in tahtan indirilmesi ve yerine V.Murat’ın tahta çıkarılmasından sonra İstanbul’a döndü. Kanun-ı Esasi’nin hazırlanması için oluşturulan komisyonda görev aldı. II. Abdülhamit’i eleştiren bir beyit yazdığı gerekçesiyle yargılandı ve altı ay hapse mahkum edildi ise de sonradan beraat etti ve Girit adasında ikamete mecbur edildi. İsteği üzerine Midilli adasına gönderildi. Burada mutasarrıf olarak görev yaptı. Daha sonra Rodos’a atandı. Son görev yeri ise Sakız mutasarrıflığıydı. Burada hastalandı ve 2 Aralık 1888 tarihinde vefat etti. Adadaki caminin haziresine gömüldü. Arkadaşı gazeteci Ebuzziya Tevfik, Namık Kemal’in Bolayır’a gömülmek istediğini padişaha iletince, naaşı Sakız adasından alınarak Gelibolu’da Bolayır’da bulunan Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Süleyman Paşa’nın türbesinin yanına nakledildi. Planını ünlü şair Tevfik Fikret’in yaptığı bir türbe inşa edildi. Bu türbe 1912 depreminde yıkıldı.

Aradan yıllar geçti tarihler 1995 yılını gösterirken; Namık Kemal’in mezarına yaptırılmak istenen heykel, Tekirdağ Valisi Şenol Engin ile Çanakkale Valisi Hüsnü Tuğlu arasında büyük bir güç çekişmesine sebep oldu. Tekirdağ Valisi, Namık Kemal’in mezarının başına heykelini dikmek için Bolayır’ın bağlı olduğu Çanakkale Valiliği’ne başvurdu. Çanakkale Valisi Hüsnü Tuğlu bu talebe şiddetle karşı çıkarak Şenol Engin’e tepkisini “Tekirdağ Valisi Şenol Engin bölge valisi mi? Namık Kemal’in heykeli dikilecekse biz dikeriz” diye gösterdi.  Namık Kemal konusundaki kriz bununla da sona ermedi. Çanakkale Savaşları’nın 80.yıldönümünde Tekirdağ Valisi, Anzak törenlerinde “Türk kahramanlığını ve barışseverliğini anlatmak için hazırlattığı “Saka Hüseyin” kitabını dağıtmak istedi. Ancak Vali Hüsnü Tuğlu, Tekirdağ Valisine tören protokolünde yer vermedi ve gerekçe olarak da “protokol listesinin bir hafta önceden hazırlandığını ve değiştirilmesinin mümkün olmadığını” belirtti. Bunun üzerine Vali Şenol Engin de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sunmayı planladığı kitapları Çanakkale’ye göndermekten vazgeçti.

Bütün tartışmalara ve siyasal çekişmelere rağmen “Vatan Şairi Namık Kemal”; yazdıkları, söyledikleri ve yaptıklarıyla 21.yüzyılda da konuşulmaya devam etmektedir. Onun kaleminden ve dizelerinden dökülen “vatan sevgisi” en yüce duygu olarak Türk insanının ruhunda yaşamakta ve her yıl Bolayır’da Namık Kemal,  törenlerle anılmaktadır.

1690 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları
Çanakkale Lisesi’nin Açılışı 14 Eylül 2017
Mareşal Fevzi Çakmak’ın Büyük Dedesi’nin Mezarı ve Evi 11 Eylül 2017
Çanakkale’de Kaderine Terk Edilen “Piri Reis Çeşmesi” 02 Eylül 2017
Ord. Profesör Dr. Behçet Sabit Erduran “Çanakkale Cephesi’nden Gençlik Aşısına” 19 Ağustos 2017
Çanakkale Boğazı’ndaki Tabyaları Ziyaret Ederken Bir de Bunları Hatırlayın 05 Ağustos 2017
Biga 1935’te Nasıl Harabeye Dönmüştü? 31 Temmuz 2017
Türkiye’nin En Büyük Araba Vapurunun Çanakkale Boğazı’ndaki Kırk Yıllık Hizmeti 26 Temmuz 2017
Lapseki’nin Üzümü Yıllar Önce İstanbul’a Nasıl Ulaşırdı? 24 Temmuz 2017
Gelibolu Savaş Alanları Araştırmalarında Bir Bilim İnsanı: “Prof. Dr. Antonio Sagona” 06 Temmuz 2017
Kabotaj Bayramı ve Çanakkale İskelesi’ne Uğrayan Gemiler 01 Temmuz 2017
1915 Yılı Ramazan Ayında Çanakkale Cephesi 17 Haziran 2017
Çanakkale’de Boğaz Sırtlarına Zaferin Tarihini Yazanlar 13 Haziran 2017
Gazi Süleyman Paşa ve Namık Kemal’i Anmak ve Anlamak 27 Mayıs 2017
Çanakkale’ye Hizmetkâr Kazım Dirik Paşa 29 Nisan 2017
Türkiye’de Gazete Fotoğrafçılığı ve Çanakkale Siperleri 22 Nisan 2017
Çanakkale Cephesi’nden Bankacılığa Bir İnsan: “Arif Kazım Taşkent” 02 Nisan 2017
Çanakkale Savaşı, Spor ve Sporcular 16 Mart 2017
Unutulan Bestekar ve Halkçı Bir Türk Kadını: Hamiyet Hulusi Hanım 06 Mart 2017
Çanakkale, Atatürk’ün Hediye Kılıcı ve İran 27 Şubat 2017
Yenice Depreminde Mahkumlardan İnsanlık Dersi 09 Şubat 2017
site ekle