YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Turları
02 Nisan 2017 tarihinde eklendi

Çanakkale Cephesi’nden Bankacılığa Bir İnsan: “Arif Kazım Taşkent”

Kazım Taşkent, sıra dışı bir insandı.Ticaretten, bankacılığa, siyasetten yayıncılığa kadar pek çok alanda hizmet verdi. Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürü ve Yapı Kredi Bankası Kurucusuydu. Küçük yaşta kaybettiği oğlu için “Doğan Kardeş Dergisi”ni yayınladı ve ismini ebedileştirdi. Arif Kazım, 27 Temmuz 1894 yılında Preveze’de doğdu. Babası Mehmet Nakuyittin Bey, annesi Müzeyyen Hanım’dı. Mehmet Nakiyuttin Bey’in diğer iki kardeşi Çanakkale Savaşları’nda 3.Kolordu Komutanı olan Esat Paşa ve diğeri de 2.Ordu Komutanı olan Vehip Paşa’dır. Diğer iki kardeşinin aksine Kazım Taşkent’in babası olan Mehmet Nakıyüddin Bey, adalet mesleğini tercih etmişti. Soyadı Kanunu’nun çıkmasıyla beraber üç kardeş üç farklı soyadları almışlardı. Vehip Paşa Kaçı, Esat Paşa Bülkat”, Mehmet Nakıyüddin Efendi’nin oğlu Arif Kazım ise Taşkentsoyadını tercih ettiler. Üç kardeşin mezarları da Karacaahmet Mezarlığı’nda farklı yerlerdedir. Birinci Dünya savaşı’nın iki ünlü komutanının yeğeni olan Arif Kazım, ilköğrenimini Demirhisar, ortaöğrenimini İstanbul ve lise öğrenimini de Üsküp’te yaptı. Sekiz yaşında az daha tifodan ölecekti. Onu büyük annesinin sevgisi kurtardı. Daha sonra İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’ne iki yıl devam etti. Burada eğitimini sürdürürken askere alındı. Hayatını anlatırken; Doğuşumdan Meşrutiyet’e kadar geçen on altı yıllık hayatımda, kıskanılacak, özlenecek ya da acınacak bir yanım olmadı. Ufak bir memur çocuğu idim. Sonra eğitimimi bitirdim. Meşrutiyetin fırtınaları, Balkan Harbi faciaları içinde yüksek öğrenimime başladım. Birinci Dünya Savaşı’nda ölüm kol geziyordu, canlı kaldım” demektedir.  Yedeksubay Talimgâhı’ndaki eğitiminden sonra 10 Ekim 1915 tarihinde Çanakkale Cephesi’ne gönderildi. Düşmanın Gelibolu Yarımadası’nı tahliye etmesinden sonra Kafkas Cephesi’ne gitti. Savaşın sona ermesinden sonra da bir süre orada kalan Türk kuvvetleriyle irtibatı sağlamak için Osmanlı Genelkurmayı kendisine özel bir görev verdi. O nedenle buradan yurda 22 Şubat 1919 tarihinde dönebildi. Kazım Taşkent, Birinci Dünya Savaşı’na girişi değerlendirirken olayları genelleyerek; Tarihin aynasında sadece uzak ve yakın geçmişimizin pırıltılarına bakıyor ve kamaşan gözlerimizle, bizi saran felaketlerin uzak ve yakın yansımalarını göremiyoruz” dedikten sonra; “Genellikle bizimle ilgilisi olmayan konulardaki isteklere kolayca evet deriz, hayır demek zordur. Oysa zor olan, hayır’ın nedenlerini açıklamaktır” diyecekti.

Bundan sonra Almanya’ya giderek Hannover Mühendislik Okulu’nda kimya mühendisliği okuyan Kazım Bey, buradan mezun oldu ve Türkiye’ye döndü. Arif Kazım Bey, 7 Ocak 1925 tarihinde Ticaret Bakanlığı Sanayi Şubesi’nde çalışmaya başladı. 17 Şubat 1926 tarihinde Alpulu Şeker Fabrikası’nın kuruluş çalışmalarında görev aldı ve ilk işletmecisi oldu. 22 Şubat 1928 tarihinde Sanayi Müfettişliği’ne terfi etti. 1 Temmuz 1930 tarihinde Zonguldak Kömür İşleri Genel Müdür Yardımcılığı’na atandı. İki yıl sonra 1 Ekim 1932’de Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürü oldu. 1935 yılında Alpulu, Uşak, Eskişehir ve Turhal Şeker Fabrikaları birleştirildi ve Kazım Taşkent bu kuruluşun Genel Müdürlüğüne getirildi. Bu görevini 31 Temmuz 1944 tarihine kadar sürdürdü. Kazım Taşkent, 1944 yılında Doğan Sigorta A.Ş. kurarak kendi şirketlerini oluşturmaya başladı. Bir süre sonra Yapı ve Kredi Bankası’nı kurarak bu şirketlerin yönetim kurulu başkanlıklarını üstlendi. 1945-1950 arasındaki yıllar tüm dünyada sıcak savaşın arkasından politik rüzgârların estiği bir dönemdi. Kazım Taşkent de bu dönemde Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı Celal Bayar’la yakından tanışma imkânı bulmuştu. Yeni politika rüzgârları Celal Bayar ve çevresindeki arkadaşları etrafında esmeye başladığında Kazım Taşkent de bu rüzgârın etkisi altına girdi. Yeni politikaları ülkeye yerleştirmek, hak ve özgürlük temeline dayalı güçlü ve sağlıklı bir toplum yaratma sloganları o yıllarda mistik bir çekiciliğe sahipti. Bu mistisizm Taşkent’i de politikanın içine çekti. Türkiye çok partili hayata geçtikten sonra iktidar ile muhalefet arasında ortaya çıkan sorunlarda Vehbi Koç ve Kazım Taşkent zaman zaman arabuluculuk görevlerinde bulundular. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerde Manisa’dan milletvekili adayı olan Taşkent, seçimleri kazanarak TBMM’ne girdi. 14 Temmuz 1950 tarihinde yeni hükümetin programı açıklandığında Taşkent; Yalnız mükemmel bir planla savaş kazanılmaz; onu en iyi biçimde uygulamak da şarttır” diyerek Meclis’te Ekonomi Komisyonu’nda görev yaptı. 16 Şubat 1953 tarihinde milletvekilliğinden istifa ederek tekrar çalışma hayatına geri döndü. Kazım Taşkent 25 Şubat 1953’te yazdığı notlarında; politikayı sevmediğini belirterek Benim yaradılışım milletvekilliği yapmama uygun değilmiş, bunu anladım. Ayrılışım kimseyi üzmeyecek. Milletvekili kaldığım sürece bazılarına rahatsızlık verdiğimi biliyorum. Çok şey öğrendim. Başkalarına zararlı olmadım ama olaylar karşısında kendimi tanıyamaz hale geldim. Ben politikanın istediği insan olamam. Kendimi vicdanıma karşı korumayı beceremiyorum. Artık politika yapmayacağım. İki yıl, gerekli dersleri alabilmem için yetti” demektedir. Ona göre; “Politika her yerde işveli bir kadına benzer. Batı’da bu bir artisttir. Doğu’daki kişiliği ise, vesikalı bir yardı. Taşkent’in siyasetten ayrılışının belki de ruhundaki etkisi, 1957 yılı Kasım ayında bir köylünün kendisine aktardığı şu ifadelerde gizlidir:Eskiden çağrım yırttıktı, çorabım yoktu, elbisem partaldı, hayvanımın kemikleri çıkmıştı, arabam kırıktı, pulluğum yoktu. Şimdi o günlere bakarak çok iyi görünüyorum, ama hiç biri benim sayılmaz beyim, hepsi Ziraat Bankası’nın.”

Girişimci bir ruha sahip ve çalışkanlığı ile dikkat çeken Kazım Taşkent, Atatürk’ün takdir ettiği bir işadamıydı. Bunu her fırsatta dile getirirdi: Çalışma hayatımın Atatürk’ün kurduğu yeni devlette başlaması benim için büyük bir talihti. Savaşlarla yıkılmış, yorulmuş, yoksullaşmış bir ülkede, O’nun yeni bir vatan yaratan ordusunun neferi idim. Maddi olanaklarımız sınırlı, yapma ve başarma istediğimiz sınırsızdı. Destek olanlar, hız verenler, yüreklendirenler vardı. Karmakarışık ruh halleri içinde, kafaları, yetişkinlikleri ve yürekleri çok farklı insanlar hep beraber Atatürk’ün Türkiye’sini yaratıyorduk.”

Ona göre devrimlerin sürdürülebilmesi için olağanüstü insanlara ihtiyaç yoktu. Devrim, üstün yetenekliler tarafından yapılır ve yetenekli ellerde amaca doğru götürülür. Eğer, devrimin yaşatılması için de üstün insan aranıyorsa, toplum henüz böyle bir devrimi başaracak güce erişmemiş demektir.” Ona göre Atatürk, Türk Rönesansını başlatmıştı. Atatürk’ün başlattığı Türk Rönesansı Kazım Taşkent’in ışığıydı. Taşkent; geçmiş ile gelinen noktayı ele alırken; Demokrasiden önce tek parti tek şef döneminde yolumuzu iyi görememekten şikâyet ederdik. Şimdi demokrasinin ışığından gözlerimiz kamaşmış olmalı ki, yine yolumuzu iyi göremiyoruz. Bizim demokrasimizde birkaç küçük ve belirsiz nokta var. Nelerin yapılması gerekli, olanaklar ne, neleri asla yapmamamız gerekiyor ve nihayet, kimin hangi işi başarma gücü ve yeteneği var. Bunları bilebildiğimiz gün, işimiz kolaylaşacak” dedikten sonra Rauf Bey’in bir gün Enver Atakan’ın evinde, Saltanat prestijle, diktatörlük terörle, demokrasi faziletle yürür” ifadesini kullandığını belirttikten sonra “Toplumların kaderleriyle ilgili en yetkili yerlere yükselmek çok zor değildir, demokrasilerde. Fakat gelebildikleri mevkilere layık olanlara rastlamak, çok zordur… Özgürlüğün zevkini tatmamış olanlarla, özgürlüğü başka zevklere feda edebilenler, başkalarına özgürlük hakkını tanımazlar. Demokrasinin en korkunç zehiri oy avcılığıdır. Pan zehiri bilimin itibarını yükseltmek, tekniği geliştirmek, hakları saldırılardan korumak ve basın özgürlüğünü olgunlaştırmaktır” diyor ve ilave ediyor; “Ben bir parti kursam, sadece bir maddelik tüzük hazırlarım. Atatürk’ün kaybından sonra bütün partilerin yaptıkları yapılmayacak, yapamadıkları ise dikkatle ele alınacak” derim. Kazım Taşkent, Türklere Anadolu kapılarını açan Alparslan ve Atatürk konusunda ise şu değerlendirmede bulunur: Alparslan benim soyumun liderlerinden biridir… Asya steplerinden göçen Türklere bir vatan buldu ve onu savundu. Atatürk de, o vatanda sağlam ve özgür bir yaşamın yollarını açtı. İkisinin arasında, yığınla tarihi olay geçti, yaşamak için savaşıldı, yenilgiler zaferler birbirini kovaladı. Bana göre Atatürk, bizim tarihimizin, düşünce ve aklın ufuklarını açan en büyük liderdir. Alparslan yiğitliğinin, çağdaş düşünceye ve anlayışa sahip olunmadan gösterilemeyeceğini bize Atatürk öğretti.”  Kazım Taşkent 1972 yılında emekliye ayrıldı ve bundan sonra kültürel faaliyetlere ağırlık verdi. Yaptığı işlerden dolayı Federal Almanya Liyakat Nişanı’nın Büyük Haç rütbesi ile onurlandırıldı.

Kazım Taşkent dostlarına ve tanıdıklarına karşı hürmetkârdı. Ali Fuat Paşa için; 13 Ocak 1968 tarihinde Öleli üç gün oluyor. Cenaze töreni dün yapıldı. Severdim. Anılarımız vardı. Matemliyim” diye yazacaktı. İsmet İnönü’nün toprağa verilişini ise notlarına şöyle kaydetmişti: “Dün toprağa verildi İnönü. Büyük adamdı. Anıtkabir’e, Atatürk’ün yanına gömüldü. Her şeyden önce büyük bir yönetici idi. Birinci Dünya Savaşı’nda günün en güçlü adamlarıyla çalıştı, hiç açık vermedi, beğenildi. Kurtuluş Savaşı’na katılırken bu tarafı ile iyi tanınıyordu. Atatürk’ün yanında, bütün savaş boyunca yönetimin asker ve sivil işlerini başarı ile yürüttü. Mudanya’da, Lozan’da, başvekilliğinde, cumhurbaşkanlığında, başbakanlığında hep yönetici tarafı üstün geldi. Yaptığı işler tartışılabilir ama insan ilişkilerini kurup işletmede özel bir yeteneği vardı.”

20 Nisan 1976’da da “Bugün Mehmet Ali’yi kaybettim. Dün gece saat 21.00’de son görüşen arkadaşı bendim herhalde. Çok yaralıyım bugün. 1918 yılının Haziran ayında Batum’da tanışmıştık. Vehip Paşa’nın Batum, Ardahan, Kars, Gümrü teftişinde, onunla biz küçük rütbeli iki subaydık. Abdülhalik ve Dr. Tevfik Sağlam da Paşa’yla beraberdiler” diyecekti.Türkiye’nin kalkınmasına büyük hizmetleri olan Taşkent’in yayınlanmış Yaşadığım Günler(1980) ve Atatürk’ün Aydınlığını Yaşama(1981) başlıklı iki kitabı bulunmaktadır.  Oğlu Doğan’ın bir otomobil kazasında ölümü üzerine Doğan Kardeş Dergisi”ni yayınlattı. Evli ve iki çocuk babası olan Kazım Taşkent, 5 Mart 1991 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Naşı Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

686 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları
Türkiye’de Gazete Fotoğrafçılığı ve Çanakkale Siperleri 22 Nisan 2017
Çanakkale Savaşı, Spor ve Sporcular 16 Mart 2017
Unutulan Bestekar ve Halkçı Bir Türk Kadını: Hamiyet Hulusi Hanım 06 Mart 2017
Çanakkale, Atatürk’ün Hediye Kılıcı ve İran 27 Şubat 2017
Yenice Depreminde Mahkumlardan İnsanlık Dersi 09 Şubat 2017
1912 Şarköy-Mürefte Depremi’nin Çanakkale ve Gelibolu’daki Etkileri 07 Şubat 2017
Çanakkale’den Kimler Geldi, Kimler Geçti? “Operatör Doktor Ali Yaşatan” 22 Ocak 2017
Vatan Sana Minnettardır: İsmet İnönü 16 Ocak 2017
2. Dünya Savaşı Sırasındaki Depremde Ayvacık ve Köyleri Yerle Bir Olmuştu 15 Ocak 2017
İsmi Bir Bucağa Verilen Ali Fuat Cebesoy 10 Ocak 2017
Gelibolu Yarımadası Boşaltılırken... 04 Ocak 2017
Çanakkale’de İşgal Yıllarında Yaşam Ve Pasaport Uygulaması 25 Aralık 2016
Şehit Öğretmen Kubilay ve Çanakkale 22 Aralık 2016
Türk Parasının Değerini Arttırma Kampanyası ve Çanakkale 09 Aralık 2016
60.Ölüm Yıldönümünde Reşat Nuri Güntekin’i Hatırlamak 06 Aralık 2016
Diyarbakırlıların En Çok Sevdiği Çanakkale Kahramanı “Bir Yolcuya!”: Yümnü Üresin’e 01 Ocak 2016
Çanakkale’nin Tek Kadın Milletvekili: Zekiye Gülsen 02 Aralık 2015
Namık Kemal Sürgüne Giderken Önce Çanakkale’de Hapsedildi 17 Kasım 2015
Türkiye'de Sanat Enstitülerinin Kuruluşu ve Çanakkale Erkek Orta Sanat Enstitüsü'nün Açılışı 31 Ekim 2015
site ekle