YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Turları
05 Ağustos 2017 tarihinde eklendi

Çanakkale Boğazı’ndaki Tabyaları Ziyaret Ederken Bir de Bunları Hatırlayın

Çanakkale Boğazı’nda sağlı sollu tabyalarla karşılaşırsınız. Bu tabyaların üzerinde Müşir Asaf Paşa tarafından yapılmıştır” ibaresi yer alır. Peki, kimdir bu Asaf Paşa? Asaf Paşa, eski sadrazamlardan Halil Hamit Paşa soyundan Vezir Cemalettin Paşa’nın oğludur. 1253’te (1837) İstanbul’da doğdu. Zamanına göre tahsilden sonra, o vaktin usulü veçhile, henüz çocuk denilebilecek bir yaşta askerliğe intisap etti. O sırada başlayan Kırım Savaşı’na katılarak varlığını ve cesaretini gösterdi ve binbaşılığa terfi etti ve dördüncü rütbeden Mecidî nişanı ile taltif olundu. 1855’e rütbesi yarbaylığa terfi olundu. Kayınpederi Müşir İsmail Paşa maiyetinde Rumeli’ye geçti ve 1861’de rütbesi albaylığa yükseltilerek Ejder Alayı Kumandanlığı’na tayin edildi. 1865’te tuğgeneralliğe terfi ettirildi ve Harput’a gönderildi. Yedi sene o taraflarda kaldıktan sonra eski vergilerin tahsili vazifesiyle Hüdavendigâr Vilâyetine memur edildi. Osmanlı-Rus Savaşı’nda Vidin, Tutrakan, Üsküp, Selânik Tümenlerine kumanda etti. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Zayçer, Sinanköy, Ezerce savaşlarında yararlık ve başarı gösterdi. 4’ncü Ordu Kumandanlığı’na tayin edildi. Dârı Şûra-yı Askerî ve Divan-ı Harp üyeliklerinde bulundu. Daha sonra Teftiş-i Askeri Yüksek Komisyonu üyesi ve 1891’de müşir oldu.Asaf Paşa da büyük dedesine benzer bir akıbete uğradı. Asaf Paşa, Yıldız Sarayı’nda Sultan Hamit’in yaverlerindendi. Ordudaki hizmetlerinden dolayı sevilen ve övülen bir komutandı. Yaver-i has olarak haftada bir gün Yıldız Sarayı’nda yatardı. Yaver-i has olarak yattığı bir gece yatağında ölü bulundu. Bu durum hünkârın adamları tarafından zehirlendiği söylentisine sebep oldu. 1901 yılında meydana gelen olayın nedeni meçhul kaldı.

ASAF PAŞA’NIN AİLESİ VE TORUNLARI

Asaf Paşa eski usule göre dört defa evlendi. Her eşinden birer çocuğu oldu. İlk karısı, Babıâli Baskını’nda şehit edilen Nazım Paşa’nın kız kardeşiydi. Bundan, Hale Asaf’ın babası, Salih Bey doğdu. Asaf Paşa’nın ikinci karısından doğan Zehra, 19 yaşındayken, veremden öldü. Paşanın üçüncü eşinden doğan Cemal ise, hariciye memuru oldu. Kurtuluş Savaşı’na karşı tutumundan dolayı, Mısır’a kaçtı, orada öldü. Asaf Paşa’nın dördüncü eşinden, Behiye Arel dünyaya geldi. İki defa Türkiye'nin tanınmış kişileri ile evlenen Behiye Hanım, saltanat devrinde, kendi başına Avrupa seyahatleri yaptı. Uzun yıllar Paris’te yaşadı. Kültürlü bir hanımdı. Geniş ve tanınmış aile çevresinde, ressam Hale Asaf ile yakından ilgilenen halası Behiye Hanım oldu. Hale Asaf’ın babası, Temyiz Reislerinden 1908 meşrutiyet ilânı üzerine emekliye sevk edilen Salih Bey’di. Salih Bey, şiddetli bir Abdülhamit taraftarıydı. 1908 Meşrutiyet inkılâbını gerçekleştirmiş olan İttihat ve Terakki mensuplarına karşı sık sık, Abdülhamit’in bendesi olmakla iftihar ettiğini söylemesi üzerine devrimcilere ters düştü. Salih Bey, Türk İstiklal Savaşı sonunda, kardeşi Cemal Bey’le yurt dışına kaçtı. Çevresinde, kendi âleminde bir kişi olarak tanınan Salih Bey, üç defa evlendi. Bunların ilk ikisinden çocukları oldu. Ünlü ressam Hale Asaf, Salih Bey’in ilk eşi Enise Hanım’dan 1905 senesi Nisan ayında dünyaya geldi. Hale Asaf'ın, ana baba bir kardeşi Asaf Ferdi, 1904 yılında doğdu. Ferdi, Galatasaray’ın dâhi çocuk adı verilen öğrencisi oldu. Ne var ki, Matematik’teki olağanüstü başarısı yüzünden kendisine büyük takdir duyguları beslenen Asaf Ferdi, çok genç yaşta hayattan ayrıldı. Hale Asaf’ın hassas kalbini sarsan büyük olaylardan birincisi bu oldu.

AİLENİN EN ÜNLÜ KİŞİSİ HEYKEL YÜZÜNDEN GAZETEYİ BASMIŞTI

Hale Asaf'ın ailesinde en ünlü kişi, Türkiye’nin ilk kadın ressamı, Güzel Sanatlar Akademisi’nin ilk kadın profesörü Mihri Müşfik Hanımdır. Mihri Müşfik Hanım, Hale’nin teyzesidir. Hale Asaf’ın resim sanatına sürüklenmesinin nedeni de, teyzesinin resim çalışmalarını seyretmesi oldu. Hale Asaf’ın anne tarafından soyu, güzel Gürcü ve Çerkez ailelerine dayanmaktadır.  Annesi Enise Hanım’ın babası Rasim Paşa, devrin Tıbbiye Nazırı’ydı. Hale Asaf'ın dedesi Tıbbiye Nazırı Dr. Rasim Paşa, pek çapkın bir kişiydi. Güzel kadınlara düşkünlüğü ile tanınan Dr. Rasim Paşa, iki defa, güzel kadınlarla evlendi. Devrinin tanınmış asillerinden Bahçelizade ailesinin güzel kızından bir oğlu ile iki kızı dünyaya geldi. Bu iki kızdan biri, Türkiye’nin ilk kadın ressamı Mihri Müşfik Hanım, diğeri Hale’nin annesi Enise Hanımdı. Hale’nin dedesi Rasim Paşa’nın ikinci eşi, saz âlemlerinde tanıdığı Hıristiyan asıllı Vanyo’dur. Paşa, bu hanımı Kadıköy’de meşhur bestekâr rahmetli Lemi Atlı’nın evinde tanıdı. Vanyo’ya âşık olan Rasim Paşa, bu kızı nikâhladı ve İslâm dinini kabul eden eşinin adını da Vuslat’a çevirdi. Hale Asaf’ın annesi Enise Hanım, güzelliği ile dillere destan birisiydi. Ancak, kocası Temyiz Mahkemesi Başkanı Salih Bey’in uygun bir eş olamaması, serveti yanında israf ve hasisliği ile devrin hükümetine müfrit bir politika benimsemesi karı kocanın aralarını açtı. Enise Hanım’ın bir de vereme yakalanması bu evliliğin sonunu getirdi. Hale Asaf’ın  babası Salih Bey, eşi Enise Hanımı ve kızı Hale’yi İsviçre’ye götürüp Bale şehrindeki bir sanatoryuma yerleştirdi ve izini kaybedercesine İtalya’yı terk ederek Mısır’a, oradan da Türkiye’ye döndü. Her ne kadar Salih Bey, eşi Enise Hanım ile kızı Hale Asaf’ı gurbet elde başbaşa bırakıp terk ederken, kendilerine para göndereceğini söylese de hiç para göndermedi. Hale, bu olaya kadar (1925 yılına kadar) ikinci isim olarak babasının ismini kullandı. Babasının yaptığı davranışı affetmeyen Hale, 1925 yılından itibaren dedesi ünlü Müşir Asaf Paşa’nın ismini kullandı ve Hale Asaf olarak tanındı. Dr. Rasim Paşa’nın kızı ve Hale Asaf’ın teyzesi Mihri Müşfik Hanım, Vatikan’da Papa Danonçiyo’nun resmini yapan ilk kadın ressam oldu. Bütün bunlar, Mihri Hanım’la Papa Danonçiyo’nun özel dostluğunun sonucuydu. Mütareke yıllarında Akademi’de kız öğrencilerin çalışmaları için canlı model sağlanamıyordu. Mihri Müşfik Hanım, Arkeoloji Müzesi’nden çıplak birkaç heykeli Akademi Atölyesi’ne naklettirdi ve bu yüzden hayli saldırıya uğramıştı. Anadolu hareketine muhalif olan Alemdar gazetesinin sahibi ve başyazarı Refii Cevat Ulunay, yazdığı başmakalede bu heykellerin edebe aykırı olduğunu ve taşınması sırasında neden peştamalla kapatılmadığını yazdı. Bunun üzerine Mihri Müşfik Hanım,  Alemdar gazetesini bastı ve çalışanları kırbaçladı. Olay da bu şekilde son buldu.

İKİ MEZARI OLAN TORUN

Hale Asaf, Paris’e ilk gittiğinde kendinden iki yaş büyük Fikret Mualla ile tanıştı. İki genç kısa sürede birbirlerine âşık oldular ve evlendiler. Ancak bu evlilik kısa sürdü. Hale Asaf eğitimini tamamladıktan bir süre sonra Türkiye’ye döndü. Ama sağlığı yerinde değildi. Tedavi olmak için Hale Asaf, 1930’da Paris’e geri döndü. Bir süre sonra Mussolini faşizminden kaçmış olan İtalyan edebiyatçı, tarihçi ve diplomat Antonio Aniante ile tanıştı. Aniante, Hale Asaf’a birlikte Paris’te yaşamayı teklif etti ve müdürü olduğu Galerier Librarie Jeune Europe’de beraber çalışmaya başladılar. Antonio Aniante, bu sıkıntılı durumda Hale Asaf’ın hayatını nasıl değiştirdiğini şöyle anlatır: “Yapayalnız mı kalmıştım? Hayır. Bir kişi hayatıma girmişti birdenbire, harika bir insan, bir ressam, bir Türk kızı olan Hale Asaf… O en zor günlerimde, en umutsuz bir anda kurtarmıştı beni. Hem de Hale, Mussolini ile kavgamı tam olarak anlamış, benimsemişti… İtalya’da Mussolini neyse, Almanya’da Hitler’in aynı şey olduğunu biliyordu. Berlin’de Nazilerin ortaya çıkışına tanık olmuştu.

Bu sırada Türk hükümetinin yurda dön çağrısına cevap vermeyen Hale Asaf’ın eğitim bursu bakanlıkça kesildi. Avrupa’daki kriz nedeniyle 1934’de galeri kapandı ve ikilinin ekonomik sıkıntıları başladı. Antonio Aniante, Mussolini aleyhine yazdığı kitap ve yazılar nedeniyle ülkesinde yasaklıydı ve Fransa’da adeta bir sürgün hayatı yaşıyordu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Asaf Paşa’nın torunu Hale Asaf, ünlü bir ressam oldu. 1934 yılında Antonio Aniante”, “Mustapha Kemal Le Loup Gris D’Angora adıyla bir kitap yazdı ve yayınladı. Kitabın ortaya çıkmasında Hale Asaf’ın büyük etkisi oldu. Kitabın yazarı İtalyan Antonio Aniante, kitabın ilk sayfasında Genç Türk Ressamı Hale, bana kendi memleketini tanıttı ve sevdirdi. Bu kitabı ona ithaf ediyorum” diye yazdı. Hale, kanser olduğunu Antonio Aniante’den gizledi ve Aniante,  Hale’nin hep verem olduğunu sandı. O nedenle iyileşeceğini ümit etti. Ancak kanser Hale’yi bu dünyadan aldı. Paris’te 31 Mart 1938 günü ölen Hale Asaf, hayata gözlerini yumduğunda henüz 33 yaşındaydı. Aşkı için zor şartlarda yaşamayı kabul etmişti. Antonio Aniante, Hale Asaf’ın ölümünden sonra onun tüm resimlerini Türkiye’ye vermeyi teklif etti ancak resmi yetkililer bu teklife cevap dahi vermediler. Aniante, Hale için bir sergi açmak istediyse de bunda da başarılı olamadı. Hale Asaf’ın yaptığı resimlerin büyük çoğunluğu Aniante’de kaldı. Ancak 1 Eylül 1939’da başlayan 2.Dünya Savaşı resimleri de meçhule sürükledi ve bugün Hale Asaf’ın resimlerinin kaderi maalesef bilinmemektedir. Taha Toros, Jöntürklerin mezarlarını araştırırken tesadüf eseri Türk Konsolosluğu ile birlikte Hale Asaf’ın öldüğü semtin belediyesinden ve İslâm Mezarlığı kayıtlarından yaptığı incelemeler sonunda, Thlas Kabristanı’nda Hale Asaf’ın mezarıyla da karşılaştı.  Araştırmasını Nice’de de devam ettirirken, Hale Asaf’ın orada da bir mezarı bulunduğunu hayretle gördü. Bu ilginç bir durumdu. Hale Asaf’ı içten seven, onunla evleneceği sırada ölümünden büyük üzüntü duyan İtalyan diplomat, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, İtalya Hükümeti tarafından tekrar göreve çağrıldı. Uzakdoğu’ya maslahatgüzar olarak atandı. Antonio Aniante, yaşarken Hale Asaf’la Nice’e yaptıkları bir gezi sırasında, kendisine Nice’i çok sevdim. Böyle yerde ölmek isterim dediğini ve bunu bir vasiyet saydığını belirterek, 1947 yılında Fransız resmî makamlarına başvurdu ve Hale’nin Paris’teki kemiklerini Nice’e naklettirdi. Böylece Hale Asaf’ın iki yerde mezarı oldu.

Çanakkale Boğazı’nı koruyan tabyaları yapan Müşir Asaf Paşa’nın kendisinin de çocuklarının ve torunlarının da yaşamları çok şaşaalı olsa da bahtları kötü bitti. Çanakkale Boğazı’ndaki tabyaları ziyaret ettiğinizde bir de bu yaşamları hatırlayın. 

1149 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları
Biga 1935’te Nasıl Harabeye Dönmüştü? 31 Temmuz 2017
Türkiye’nin En Büyük Araba Vapurunun Çanakkale Boğazı’ndaki Kırk Yıllık Hizmeti 26 Temmuz 2017
Lapseki’nin Üzümü Yıllar Önce İstanbul’a Nasıl Ulaşırdı? 24 Temmuz 2017
Gelibolu Savaş Alanları Araştırmalarında Bir Bilim İnsanı: “Prof. Dr. Antonio Sagona” 06 Temmuz 2017
Kabotaj Bayramı ve Çanakkale İskelesi’ne Uğrayan Gemiler 01 Temmuz 2017
1915 Yılı Ramazan Ayında Çanakkale Cephesi 17 Haziran 2017
Çanakkale’de Boğaz Sırtlarına Zaferin Tarihini Yazanlar 13 Haziran 2017
Gazi Süleyman Paşa ve Namık Kemal’i Anmak ve Anlamak 27 Mayıs 2017
Çanakkale’ye Hizmetkâr Kazım Dirik Paşa 29 Nisan 2017
Türkiye’de Gazete Fotoğrafçılığı ve Çanakkale Siperleri 22 Nisan 2017
Çanakkale Cephesi’nden Bankacılığa Bir İnsan: “Arif Kazım Taşkent” 02 Nisan 2017
Çanakkale Savaşı, Spor ve Sporcular 16 Mart 2017
Unutulan Bestekar ve Halkçı Bir Türk Kadını: Hamiyet Hulusi Hanım 06 Mart 2017
Çanakkale, Atatürk’ün Hediye Kılıcı ve İran 27 Şubat 2017
Yenice Depreminde Mahkumlardan İnsanlık Dersi 09 Şubat 2017
1912 Şarköy-Mürefte Depremi’nin Çanakkale ve Gelibolu’daki Etkileri 07 Şubat 2017
Çanakkale’den Kimler Geldi, Kimler Geçti? “Operatör Doktor Ali Yaşatan” 22 Ocak 2017
Vatan Sana Minnettardır: İsmet İnönü 16 Ocak 2017
2. Dünya Savaşı Sırasındaki Depremde Ayvacık ve Köyleri Yerle Bir Olmuştu 15 Ocak 2017
site ekle