YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Turları
27 Şubat 2017 tarihinde eklendi

Çanakkale, Atatürk’ün Hediye Kılıcı ve İran

İran Şahı Şah Rıza Pehlevi 1934 yılının 25 Haziran günü Çanakkale’ye gelmişti. Şaha bizzat Mustafa Kemal refakat ediyordu ve Şahın bu gezisine Atatürk büyük önem veriyordu. Şah da bunu biliyordu. Bu gezi her iki lider için neden önemliydi. İran’da 1925 yılında bir hanedan değişikliği olmuş ve Kaçar Hanedanı yerine Pehlevî Hanedanı iktidara gelmişti. Şah Rıza Pehlevî, Türk büyükelçisi Memduh Şevket (Esendal) Bey’i çağırarak kendisinin de Cumhuriyet rejimine geçmek istediğini belirtmesine rağmen buna gücü yetmediğini ifade etmişti. Bu sırada Türkiye’de de önemli olaylar yaşanıyordu. Doğu’da Şubat ayında başlayan Şeyh Sait İsyanı Mayıs ayında bastırılmış, isyanın elebaşları büyük ölçüde yakalanmış ve cezalandırılmışlardı. İsyana katılan asilerin ileri gelenlerinin bir kısmı ise kaçarak Küçük Ağrı Dağı’na sığınmışlar ve burada yeniden örgütlenerek eşkıyalık faaliyetlerine başlamışlardı. Bunlar 1926 yılı Mayıs ayında Ağrı’da isyan başlatmışlar ve bu isyan aralıklarla devam etmiş, isyanların birincisi 16 Mayıs-17 Haziran 1926, ikincisi 13-20 Eylül 1927 ve üçüncüsü de 7-14 Eylül 1930 olmak üzere üç dönemde yoğunlaşmış ve genç Türkiye Cumhuriyeti’ni en çok meşgul eden olaylardan biri olmuştu.Türkiye ile İran daha birinci Ağrı İsyanı başlamadan önce 22 Nisan 1926’da Güvenlik ve Dostluk Antlaşması; imzalanmıştı. Antlaşmanın imzalanmasından üç gün sonra ise Rıza Pehlevi Han büyük bir törenle İran tahtına çıkarak İran tacını giymiş,Şahunvanını almıştı. Atatürk, Şah Rıza’ya bir tebrik telgrafı çekmiş ayrıca iki Junker savaş uçağıyla Şah’a hediye olarak verilmek üzere bir kılıç göndermişti. Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal Atatürk’ün gönderdiği hediye kılıcı Şah’a takdim edilmişti. Şah buna çok memnun olmuş ve Atatürk’ün dostluğu ve pilot subaylarla gönderdiği hediye kılıç için; “Bu yalnız dost yadigârı değil, bir kardeş yadigârıdır; nezdimde mevkii büyüktür. Gazi Hazretlerinin bu hediyeyi bana bu dört genç zabit ile gönderdiğine ne derece memnun olduğumu ifade edemem; bunları gördükçe insanın sinesi iftihar ve ümitle doluyor. Ümit ediyorum ki yakın vakitte askerlerimiz düşmana karşı omuz omuza harp edeceklerdir” demişti. Bu olaydan kısa süre sonra birinci Ağrı İsyanı başlamıştı. Üzerlerine asker gönderilince asiler İran’a kaçmışlardı. 1927 yılı Haziran ayında Ağrı bölgesindeki asilere karşı bir tedip harekâtı düzenlenmiş ancak yine isyancılar İran’a geçerek harekât başarısız olmuştu. Bunun üzerine, Ağrı bölgesindeki isyancılara yönelik olarak yeni bir askeri harekât düzenlenmesi ihtiyacı 3. Ordu Müfettişliği’nce Genelkurmay Başkanlığı’na bildirilmişti. Bu sırada Doğu Beyazıt Olayı” meydana gelmiş ve İran’da bulunan bazı asi aşiretler Doğu Beyazıt’a gelerek oradaki Türk birliğine saldırmışlar bazı asker ve subayları da esir alarak İran’a kaçmışlardı. Türkiye bu olay üzerine İran’a bir nota vererek, on gün içerisinde esir edilen Türk subay ve erlerinin Türkiye’ye iade edilmesini ve İran’a geçmek isteyen asilere İran tarafından sığınma hakkının verilmemesini istemişti. İran, Türkiye’nin notasında yer alan Türk subay ve erlerinin Türkiye’ye iade edilmesini hemen yerine getirmiş ancak Türkiye-İran sınırının oldukça dağlık olması sebebiyle Türkiye’den kaçan asileri engelleyemediği gerekçesiyle bu isteğini yerine getirememişti. Bunun üzerine Türkiye Tahran Büyükelçisi’ni geri çekmişti. İran Şahı Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı gidermek için İsviçre’de bulunan temsilcisi Ali Furugi Han’ı Ankara’ya göndermiş ancak Türkiye Ali Fuguri Han’a yüz vermemiş ve oldukça soğuk davranmıştı.  1928 yılında, Türk basınında isyancıların Ağrı Dağı’nda bir devlet kurdukları ve devletin bayrağının üzerinde de Ağrı Dağı motifi olduğu renginin de sarı, kırmızı, yeşil şeritlerden oluştuğu yazılmıştı. Hatta bu devleti İngiltere’nin desteklediği ve Milletler Cemiyeti’ne üye olmak üzere başvurduğu bile söyleniyordu. Böyle bir ortamda Türkiye ve İran arasında bir sınır antlaşması imzalanmış ancak bu anlaşma da sorunu çözememişti. Bu sırada Türkiye’de yapılacak olan İran Büyükelçilik binasının temeli bizzat Başbakan İsmet Paşa’nın katılımıyla atılmıştı. Antlaşma gereği iki ülke arasında oluşturulan karma sınır komisyonu çalışmalarına başlamış ancak sınır tespiti konusunda çalışmalar yapılırken çıkan üçüncü Ağrı İsyanı sebebiyle çalışmada başarı elde edilememişti. İki ülke arasında sınır güvenliğinin sağlanamamasının sebebi Küçük Ağrı Dağı’nın doğu eteklerinin İran sınırı içerisinde kalmasındandı. Türkiye’den kaçan asiler İran’da bulunan Küçük Ağrı Dağı’nın doğu eteklerine çekilince Türk askeri etkili bir takip gerçekleştiremiyordu. Bu olaylar yaşanırken 1930 yılında Tahran’a büyükelçi olarak Memduh Şevket (Esendal) Bey’in yerine Hüsrev (Gerede) Bey Türk büyükelçisi olarak atanmıştı. Hüsrev Bey’in görevi sınır güvenliğinin sağlanması konusunda İran’ı ikna etmekti. Başbakan İsmet Paşa Hüsrev Bey’e şu talimatı vermişti: “Senin durumun tıpkı filolarını Çanakkale’ye dayayarak sefaret tercümanlarını Babıâlî’ye gönderen ve Sadrazama arzularını dikte ettiren Batılı devletlerin sefirlerine benzemektedir. Arkanda seferber olmuş bir ordu bulunmaktadır.” 

Türkiye Ağrı bölgesinde baş gösteren isyana son vermek üzere harekâta girişmiş ve Kolordu Komutanı ve Çanakkale Gazisi Korgeneral Salih Omurtak, Ağrı Dağı çevresine genel bir harekât düzenlemiş ve hem cepheden hem de güney ve kuzeyden gerçekleştirilen harekât sonunda isyancılar imha edilmişlerdi. Ancak bu harekât sırasında Çanakkale Savaşları’na katılmış bir doktor ve düşen bir Türk uçağının pilotu Selahattin Bey asilerin eline geçmiş ve asiler esirlere eziyet ederek ve hatta gözlerini oyarak şehit etmişlerdi.İran, Türkiye’nin bu kararlı tutumu karşısında biri sınır sorununun çözümü, diğeri de hukuk alanında işbirliğini içeren antlaşmaları 23 Ocak 1932 tarihinde Uzlaşma, Adlî Tavsiye ve Hakemlik Antlaşmaları” imzalanmıştı. Ağrı İsyanları sırasında görüldüğü üzere stratejik açıdan büyük önem sahip Küçük Ağrı Dağı’nı İran Türkiye’ye vermeyi kabul etmişti. Bu olaydan iki yıl sonra Şah Türkiye’ye geldi ve Çanakkale’yi ziyaret etti. O sırada Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi bulunan Hüsrev Gerede de kafilede bulunuyordu. 24 (Haziran) sabahı otomobillerle Çanakkale istikametine hareket edildi. “Kirazlı”da kıtaların ve Çanakkale yakınlarındaki Jandarma Mektepleri’nin teftişini müteakip vapura binildi ve gece geçirildi. 26 sabahı otomobillerle Erenköy’üne gidildi. O civardaki kıtalar teftiş edildi. Ve tepelerden Boğaz’ın askeri vaziyeti tetkik ve Şah’a ve maiyetine Boğaz’ın Birinci Dünya Harbi’ndeki müdafaası anlatıldı. O zamanlar Boğazların tahkimi, civarında kuvvetli kıtalar bulundurulması muahede ahkâmına mugayir olduğundan gerek müdafaa ve gerekse kapama bakımından bu hayatî eksiğin jandarma kıtalarıyla mükemmelen tamamlanmış ve uzak menzilli, motorlu ağır çaplı bataryalar ihtiyat olarak elde bulundurulmak ve mayın dökmek tertibatıyla denizden gelecek filo taarruzlarına karşı koymak, kara çıkarmalarına mani olacak tedbirlerin tamamen alınmış olduğunu bilfiil İran askerî heyeti görmüş oldular. Oraya celp olunan motorlu ağır topların verilen atış mesafelerini süratle yerine getirmeleri de İranlı dostlarımızın takdirini celp etmişti. Askerî reisleri olan Ferik (Orgeneral) Emanullah Cihanbani; “Biz asıl modern Türk Ordusu’nun merkezi sıkletini şimdi görüyoruz” demişti.”

Bu geziden Şah çok memnundu. Bu ziyaret Şah Rıza Pehlevi ile Atatürk arasındaki kişisel dostluğun ötesinde iki ülke arasındaki dostluk bağlarının zirveye ulaşmasını sağlamıştı. Ancak Şahın Atatürk’ten bir isteği olmuştu. Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Hüsrev Gerede’nin yerine yeni bir büyükelçinin gelmesini arzuluyordu. Zira Hüsrev Gerede çok sert bir kimseydi. Mustafa Kemal bu isteği kabul etmişti. Hüsrev Bey’in yerine Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Enis Akaygen Tahran Büyükelçiliği’ne atanmış ve Şahla birlikte Tahran’a gitmişti. Yeni Büyükelçi Enis Akaygen iki ülke arasındaki ilişkileri hızla geliştirmiş ve 1934 yılında Milletler Cemiyeti Konseyi’ne aday olan İran Türkiye lehine adaylıktan çekilerek Türkiye’nin adaylığını desteklemişti. 27 Mayıs 1937 tarihinde imzalanan antlaşma ile Türkiye-İran arasındaki bugünkü sınır kabul edilmişti.  Küçük Ağrı Dağı dâhil bütün Ağrı Dağı Türkiye’nin olmuştu. Atatürk’ün diplomasisi ve öngörüsü bir sorunu daha çözüme kavuşturmuştu. 

1150 kez okundu
site ekle